YOGA VE VEGANLIK: Mükemmel Çift / Nazlı Ceyhan Sümter

HARİOM VE OM Yoga Eğitmenlik Eğitimi Bitirme Tezi - 2016 -

Veganlık ve yoga paralel giden iki anlayış, iki yaşam biçimidir. Zira bu iki felsefenin prensipleri birbirini çok yakın takip eder. Öncelikle bu iki kelimeyi biraz açalım.

atharaveda

“Manevi pratikler konusunda asıl ciddiyeti gösterenler meditasyonu ve diğer yogik yöntemleri uygulayan, tüm varlıklar konusunda dikkatli olan, tüm hayvanları koruyan asil ruhlardır.” (Atarva Veda Samhita)

 

“ Yoga ; binlerce yıl içerisinde gelişmiş, bir bütün olarak insanın fiziksel, ahlaki, zihinsel ve ruhsal refahı ile ilgilenen zamansız bir faydacı bilimdir ”  – BKS IYENGAR

 

mahabarata

“Güzellik, kusursuz uzuvlar, uzun yaşam, anlayış, bellek, zihinsel ve fiziksel güç isteyen yüksek ruhlu insanlar zarar vermekten geri durmalıdır.” (Mahabharata 18.115.8)

Yogayı tanımlamak zordur. Belki çok kabaca kişinin bedensel, zihinsel ve ruhsal bir bütünlük arayışı, gerçek var oluşa erişme çabası olarak ifade etmeyi deneyebiliriz. Örneğin ünlü Hatha Yoga gurusu Iyengar, Light on Yoga isimli kitabında yogayı “binlerce yıl içerisinde gelişmiş, bir bütün olarak insanın fiziksel, ahlaki, zihinsel ve ruhsal refahı ile ilgilenen zamansız bir faydacı bilim” (1) olarak tanımlamıştır.

Veganlık ise kısaca hayvanlara karşı her türlü sömürüyü reddeden bir anlayıştır. “Vegan” kelimesinin isim babası Donald Watson’ın da kurucuları arasında olduğu The Vegan Society, 1979 yılında veganlığa “gıda, giyim veya başka herhangi bir amaçla hayvanlara karşı her türlü sömürüyü ve zulmü – mümkün ve uygulanabilir olduğu kadarıyla – dışlayan, dolayısıyla da insanların, hayvanların ve çevrenin yararı için hayvansal olmayan alternatiflerin kullanımını teşvik eden bir felsefe” (2) tanımını getirmiştir. Veganlığı benimsemiş biri et, süt, peynir, yoğurt, bal gibi ürünlerin yanı sıra yün, ipek, deri, kaşmir gibi malzemelerden üretilmiş hiçbir tekstil ürününü de kullanmaz.

Bir vegan olarak bitkisel beslenmenin yoga ile birleştiğinde nasıl bir iç huzuru ve bütünsel denge sağladığına bizzat şahit oldum. Dolayısıyla bu çalışmamda hem veganlığı hem de veganlığın yogayla nasıl bir bağ kurduğunu elimden geldiğince açıklamaya çalışacağım.

1. VEGANLIK , NEDEN ?

Hepimizin doğruları vardır. Kimi toplum tarafından dayatılan ve/veya kabul gören, kimi aileden ve yakın çevreden öğrendiğimiz doğrulardır bunlar. Örneğin: “Süt iç ki kemiklerin güçlü olsun.” Süt ürünleri kalsiyum açısından zengin olduğu için yararlı oldukları varsayılır. Oysa “Kemik erimesi vakaları en çok görülen ülkeler aynı zamanda süt tüketimi ve günlük kalsiyum tüketimi en fazla olan ülkelerdir. Kalsiyum tüketimi ile kemik sağlığı arasındaki bağ çok zayıftır, süt tüketimi ve kemik sağlığı arasında ise yok denilebilecek seviyededir” (3). Protein almak için hayvansal ürünlere ihtiyaç olduğu “doğrusu” da aslında yanlıştır. Özellikle kas gelişimi için hayvansal proteinin olmazsa olmazlığı çok yaygın bir inanıştır. Oysa birçok bilimsel araştırma bu doğru bilinen yanlışları çeşitli zaman dilimlerinde olduğu gibi günümüzde de birçok mecrada ortaya dökmektedir. Genelde bu doğru bilinen yanlışlar alternatif bilgi edinme çabasının eksikliğinden kaynaklanır. Hayvancılığın her türlü karşı tezi çürütmek için üstlendiği rolü de yadsımamak gerekir tabii ki. Bu unsurlar birleşince haliyle veganlık konusunda önyargıları doğurmaktadır. Her sektörde olduğu gibi hayvancılık sektöründe de ürünler tüketiciye pompalanırken bunların üretimi sırasındaki hayvan katliamları “mutlu ineklerle” maskelenmekte, bu ürünlerin sebep olduğu hastalıklara dair bulgular ve kanıtlar hasıraltı edilmekte, bitkisel çoğu ürün yetersiz veya tu kaka ilan edilmektedir. Oysa hayvansal ürün temelli beslenmenin gerek sağlığa gerek çevreye verdiği zararlar göz ardı edilemeyecek büyüklüktedir. Bir canlının yaşam hakkını elinden almak ise başlı başına büyük bir sorun değil midir?

Birçoğumuz neden bir kedi ile bir inek arasında ayrımcılık yaptığımızı sorgulama ihtiyacı duymayız. Peki, ya insanı diğer tüm canlılardan üstün tutma eğilimi? Bunun adı türcülüktür. Günümüzdeki bilimsel ve teknolojik gelişmeler sayesinde insan türü dışında balıklar dahil birçok canlının düşünme, hissetme, hislerini paylaşma, iletişim, sosyalleşme gibi çok sayıda “insani” özelliğe sahip olduğu kanıtlanmışken ne gibi bir üstünlükten bahsedebiliriz?

veganizm
vegan4

1.1. Türcülüğün Reddi

Veganlığın çıkış noktası çoğunlukla etiktir. Birçok vegan fiziksel sağlıktan öte türcülüğe karşı olduğu için bu beslenme ve yaşam tarzını seçer. Türcülük teriminin İngilizce karşılığı olan “speciesism” ilk kez İngiliz filozof, yazar ve hayvan hakları teorisyeni Richard D. Ryder (1940 – …) tarafından 1970’te kullanılmıştır. Ryder’ın tanımıyla türcülük, “insanlar tarafından diğer türlere karşı yaygın olarak yapılan ayrımcılık[tır]. […] ve bütün ayrımcılıklar gibi ayrımcılık yapan ile ayrımcılığa uğrayan arasındaki benzerlikleri görmezden gelir veya azımsar.”(4)

Ryder, 1960’lardaki aktivist dalganın hayvanları dışarıda bırakmasını endişeyle karşılamış, bu endişeyi ifade etmek ve insanlarla paylaşmak için “Speciesism” başlıklı bir el ilanı hazırlamıştır. Ryder, burada şöyle yazmıştır: “Bilim insanları Darwin’den bu yana insanlar ve diğer hayvanlar arasında biyolojik olarak ‘sihirli’ bir temel fark olmadığı konusunda hemfikirdir. O halde neden bu ikisi arasında ahlaki olarak neredeyse bütünüyle ayrım yapıyoruz? Eğer bütün canlılar tek bir fiziksel sürekliliğe sahipse aynı ahlaki süreklilik içinde de olmalıdır.” (4)

Bu görüşten yola çıkarak bir vegan hiçbir canlıyı bir başkasının üzerinde tutmaz, tüm canlıların özgürlük ve yaşam haklarını savunur.

1.2. Şiddetsizlik

Ryder’in 60’lı yıllarda parmak bastığı bu nokta aslında binlerce yıldır yoganın temel prensipleri arasında yer almaktadır. Sanskrit diline ait ilk yazılar olan ve kutsal kabul edilen Veda’lardan ünlü Baghavad Gita destanına kadar birçok eski metinde canlılar arasında ayrım yapmamak ve şiddetsizlik öğütlenir.

Büyük bir bilge olan ve yoganın “babası” olarak görülen Patanjali, İÖ 400 yılında yogaya dair eski geleneklerden yola çıkarak derlediği 196 özlü sözü Yoga Sutralar adı altında yazıya dökmüş ve bu sayede yogayı biraz daha aydınlatmayı amaçlamıştır. Bu derleme, yoganın dört yolundan biri olan Rāja Yoga veya Aṣṭāṅga (sekiz kollu) Yoga’nın birincil öğretisi olarak kabul edilir.(5)

Bu sekiz kolun ilki yamalardır. Hindu ve yogik yaşam tarzında etik kurallar veya “doğru yaşam biçimi” olarak tanımlayabileceğimiz yamaların da beş ayağı vardır ve Ahimsā yani şiddetsizlik bunun başında gelir:

Ahimsā (şiddetsizlik, zarar vermeme, merhamet)

Satya (doğruluk; kişinin düşüncesinde, sözlerinde ve hareketlerinde dürüst olması)

Asteya (hırsızlık yapmama)

Brahmacharya (kişi evli değilse bekâret, evliyse eşine sadakat)

Aparigraha (dünyevi hırslardan arınma)

Vegan felsefede tüm canlılara karşı şiddetsizlik ve merhamet en önemli unsurdur. Iyengar, Light on Yoga isimli kitabında şiddetin korkudan, acizlikten, cehaletten veya huzursuzluktan doğduğunu yazmıştır. Şiddeti zapt etmek için insan korkudan kurtulmalıdır. Bunun yolu da yaşama karşı bakışı ve zihnin, düşüncenin yönünü değiştirmekten geçer.

Ünlü vegan, aktivist ve David Life ile birlikte Jivamukti Yoga yönteminin yaratıcısı olan yogini, Sharon Gannon, sekiz kollu yoganın ilk kolu olan yama’larla (yogik etik kodlar) veganlığın ilişkisini çok güzel bir şekilde ifade etmiştir:

“Pratiğim aracılığıyla yama’ların, bizim diğer hayvanlara davranışımızla bağdaşan bazı derinliklerini keşfettim:

1. Ahimsā (şiddetsizlik, zarar vermeme). Hayvanları esir etmek, sömürmek, öldürmek ve yemek hayvanlara zarar vermektir.

2. Satya (doğruculuk). Hayvanları meta olarak kullanan endüstriler reklamlarda aldatmacaya başvurur. Bize ailesiyle otlayan mutlu inekleri ve bir çiftlik avlusunda yemlenen tavukları gösterseler de bu hayvanlar asla mutlu değildir.

3. Asteya (hırsızlık yapmamak). Hayvanları meta olarak kullanan endüstriler hırsızlık üzerine kuruludur – anne ineklerden süt çalınır, koyundan yün çalınır, manto, araba koltuğu gibi şeyler için birçok hayvanın derisi çalınır ve tabii ki gıda, giyim, kozmetik, ilaç, “bilimsel” araştırma, vs. için tüm hayvanların yaşamı çalınır.

4. Brahmacharya (cinselliği kötüye kullanmama). Bütün hayvansal gıdalar ve ürünler cinsel istismar sonucu elde edilir: gıda ve/veya süt için yetiştirilen çoğu dişi hayvan küçük bir bölmeye kıstırılıp yapay döllenme için çiftçinin eli tarafından tecavüze uğrar; doğumdan kısa bir süre sonra da bebekleri onlardan alınır. Erkek hayvanların tekrar tekrar mastürbasyona zorlanması da tarım endüstrisinde yaygın bir uygulamadır.

5. Aparigraha (hırslı olmama). Patanjali aşırı tüketimden ziyade ılımlı bir yaşam önerir. Bu, kişinin istediğini değil yalnızca ihtiyacı olanı alması ve başka varlıkları yoksun bırakmamasıdır. Dünya’daki insan nüfusu yaklaşık 7 milyarken Birleşmiş Milletler her yıl yaklaşık 67 milyar kara hayvanın gıda için öldürüldüğünü hesaplamıştır. Buna yemek için öldürdüğümüz sayısız deniz canlısı dahil değildir. Üstelik hayvanları meta olarak kullanan endüstriler dünya çapındaki bütün ulaşım araçlarının toplamından fazla karbon emisyonu oluşturmaktadır. Hayvanların bu şekilde kullanımı hiçbir ölçüde ılımlı olarak kabul edilemez.” (6)

2. VEGANLIK İLE VEJETARYENLİK ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Vejetaryenlik ile veganlık arasındaki temel fark beslenmeye dayalıdır. Vejetaryen biri de et yemez ama çoğunlukla bal, yumurta ve süt ürünü tüketir. Veganlar ise hayvansal hiçbir gıda tüketmezler. Bunun yanı sıra deri, ipek, kaşmir, yün gibi hayvansal tekstil ürünleri ve hayvanlar üzerinde denenmiş ürünler de kullanmazlar. Bunun sebebi tüm bu ürünlerin sömürü sonucu ortaya çıkmasıdır.

Genelde yoga vejetaryen beslenme ile ilişkilendirilir. Oysa ahimsā yani şiddetsizliği ilke olarak kabul eden bu felsefe ile modern hayvancılıkta uygulanan üretim yöntemleri büyük bir tezatlık içerisindedir. Bugün süt ürünleri ve yumurta, Patanjali’nin Yoga Sutralar’ı yazdığı zamanki gibi elde edilmemektedir. O dönemde muhtemelen inekler ve kümes hayvanları aile çiftliklerinde gerçekten serbest dolaşmaktadır. Bugün ise inekler hayatlarının çoğunu küçük bölmelerde makinelere bağlı halde geçirirler.

Kümes hayvanlarına uygulanan şiddet çok daha büyüktür. Civcivler dünyaya geldikleri kuluçkahanede cinsiyetlerine göre ayrılır. Yumurta endüstrisinde hiçbir değere sahip olmadıkları için erkek civcivler hemen imha edilir.[1] Yeterli alana sahip olmadıkları için çok sıkışık kümeslerde barınmak zorunda bırakılan tavukların birbirlerini gagalamasını önlemek için gagaları kesilir. (7)

Bal üretiminde ise zulüm arıların kovandan ayrılmaması için kraliçe arının kanatlarının koparılmasıyla başlar. Arılar balı kendileri için kış aylarında gıda stoku olarak üretir. İnsanlar bal üzerinde hak iddia ettiği için bal üreticileri arıları şekerli suyla besler. İdeal şekilde beslenemeyen arıların ömürleri kısalır. Arı nüfusunun son yıllarda ne kadar azaldığını mutlaka siz de fark etmişsinizdir. Bunun bir diğer sebebi de böcek ilaçlarıdır. Arılar meyve, sebze gibi gıda ihtiyaçlarımızı karşılayan bitki örtüsünün temel polen taşıyıcılarıdır ve onların ekosistemdeki rolünü küçümsememek gerekir.

3. BESLENME VE SAĞLIK (8)

Nedir sağlıklı beslenme? Vücudun ihtiyacı olan besin öğelerinin yeterli miktarda ve dengeli biçimde alınmasıdır. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu beslenmeyi “sağlığı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için vücudun gereksinimi olan besin öğelerini yeterli miktarlarda ve uygun zamanlarda almak için bilinçli yapılması gereken bir davranış,” (9) olarak tanımlamıştır. Bu besin öğelerinin başında vücudun enerji ihtiyacını karşılayan karbonhidratlar gelir. Onları protein, mineraller, vitaminler ve son olarak yağlar takip eder.

Son yıllarda yapılan araştırmalar kanser başta olmak üzere obezite, diyabet, kalp-damar rahatsızlıkları gibi birçok hastalığı kırmızı et ve salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş hayvansal gıdalarla ilişkilendirmiştir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün raporuna göre (10) 1999-2009 yılları arasında insanları etkileyen yeni hastalıkların yaklaşık %75’i hayvanlardan veya hayvansal ürünlerden gelmiştir. Hayvansal ağırlıklı beslenme birçok hastalığa sebep olurken bitkisel beslenme birçok hastalığın iyileşmesinde önemli rol oynar. Oysa birçok kişi bu gerçeği göz ardı etmektedir.

Aşağıdaki bölümlerde insan vücudunun ihtiyacı olan başlıca besin öğelerine kısaca değinirken genelde hayvansal gıdalar yoluyla karşılanan protein, demir ve B12 üzerinde duracağım.

3.1. Karbonhidratlar

Karbonhidratların başlıca rolü vücudun tüm hücrelerine enerji sağlamaktır. Karbonhidratlar basit ve kompleks olarak ikiye ayrılır. Şekerli (reçel, pekmez, meyve suyu), beyaz unlu yiyecekler (beyaz ekmek, makarna, her türlü tatlı) ve işlenmiş gıdalar basit karbonhidratlar kategorisine girer ve vücudun ihtiyacı olmayan, hatta zararlı gıdalardır. Lif ve besin değeri açısından fakir, vücutta kolayca yağa çevrilen boş kalorilerdir. Bu tarz gıdalar çok kolay kana karıştığı için kandaki şeker oranının ani artışına yol açar. Bu durumun ne kadar tehlikeli olduğunu bilen metabolizma kandaki şeker oranını düşürmek için hemen yüksek miktarda insülin devreye sokar. Bu sefer de şeker oranı ani bir düşüş yaşar. Kan şekerindeki bu dalgalanma kendinizi çoğunlukla yorgun hissetmenize ve daha çabuk acıkmanıza yol açar. Bu durum beraberinde aşırı kilo almayı ve şeker hastalığını da getirebilir.

Kompleks karbonhidratlar ise tam tahıllı gıdalarda, baklagillerde, taze meyvelerde ve yeşil yapraklı sebzelerde bolca bulunur. Besin değeri ve lif açısından zengin, metabolizmayı doğal olarak uyaran, düşük kalorili ancak oldukça doyurucu besin öğeleridir.

Sağlıklı bir yetişkin günlük kalori ihtiyacının büyük çoğunluğunu karbonhidratlardan alır.

3.2. Protein

Bir veganın ilk ve en sık karşılaştığı soru ne yediği, ikincisi ise proteini nereden aldığıdır. Patatesten marula, elmadan bademe bütün bitkilerde protein bulunur. Bitkisel protein ile hayvansal protein arasındaki tek fark hayvansal gıdalardaki proteini oluşturan amino asit oranının daha fazla olmasıdır. Hayvansal besinlerde, örneğin yumurtada, amino asit yoğunluğu daha fazla olduğu için insanlarda yeterli proteinin yalnızca hayvansal gıdalar yoluyla alındığına dair yanlış bir algı oluşabilir. Oysa yukarıdaki şemanın da gösterdiği gibi hayvansal olmadığı halde protein bakımından zengin bitkisel besinlerin sayısı oldukça fazladır.

Beslenme konusunda dünyanın en yetkili kuruluşlarından biri olan National Academy of Sciences’ın analizlerine göre “birbirini tamamlayıcı bitkisel protein karışımları içeren bitkisel beslenme hayvansal proteinle aynı kalitede protein sağlayabilir. Mevcut kanıtlar birbirini tamamlayıcı bitkisel protein karışımları tüketen bireyler için ayrı bir protein gereksinimi iddiasını desteklememektedir.” Dengeli ve çeşitli beslenme yalnızca veganlar için değil, sağlıklı bir bedene sahip olmak isteyen herkes için önemlidir.

18 yaş üzerindeki sağlıklı bir bireyin aldığı toplam kalorinin %10-%30’unu protein oluşturur.

3.3. B12 Vitamin

İnsan vücudunun B12 ihtiyacı çok düşüktür fakat protein ve yağ metabolizması ile DNA sentezinde etkili olan bu vitamin bir o kadar da önemlidir. B12 hücre bölünmesi ve kan oluşumu için gereklidir.

B12 vitamini üretiminden bakteriler sorumludur. İnsan vücudu kalın bağırsakta B12 üretimi gerçekleştirir ancak bunun emilimini sağlayamadığı için dışarı atar. Dolayısıyla vücutta üretilen B12’nin aslında vücuda hiçbir yararı yoktur.

Bitkisel besinler, bu vitamini üreten mikroorganizmalarla temas halinde değilse veya güçlendirilmiş bir formül içermiyorlarsa (örneğin Alpro marka bitkisel sütler) B12 kaynağı olarak kabul edilemezler. Aslında tüm bitkiler yetişirken gübreye temas ettiği için B12’ye de temas eder. Ancak bu B12’nin vücuda alımı için tüketilen bitkilerin yıkanmaması gerekir. Bu da bitkiler üzerindeki kimyasalların (pestisitler, çeşitli ilaçlar) vücuda girmesi demek olacaktır.  Hayvanlar da B12 üretmez, B12 bulaşmış gıdalarla beslendikleri için bu vitamin vücutlarında bulunur.

Bir veganın dışarıdan takviyeye ihtiyaç duyduğu tek besin öğesi B12 vitaminidir. Bunu da bitkisel beslenmeye uygun besin takviyeleriyle yapmak çok kolay ve masrafsızdır (1000 mg’lık Solgar B12 takviyesinin fiyatı 25.05.2016 itibariyle 54,50 TL’dir ve içerisinden 100 tablet çıkmaktadır).

3.4. Demir

Demir, temel bir besin maddesidir çünkü kandaki oksijen dolaşımını sağlayan hemoglobinin önemli bir parçasını oluşturur. Gıdalarda yer alan demir heme ve heme olmayan olarak ikiye ayrılır. Heme-demir hayvan etinde yer alır. Bitkisel gıdalarda bulunan ise heme olmayan demirdir. Bu iki demir türü arasındaki temel fark heme-demirin insan vücudu tarafından diğerine oranla çok daha kolay emiliyor olmasıdır. Fakat araştırmalar demir içeren bitkisel gıdalar C vitamini içeren gıdalarla birlikte tüketildiğinde demir emiliminin arttığını göstermiştir.

Genel algı, bitkisel beslenmenin vücut için yeterli demiri sağlayamadığı yönündedir. Oysa bir insanın 100 kalorilik ıspanaktan elde ettiği demir oranına ulaşması için 1700 kalorilik bonfile tüketmesi gerekir. Vegan beslenme çoğunlukla hem demir hem C vitamini açısından zengin bir diyet olduğu için dengeli beslenen veganlarda demir eksikliğinin görülme oranı düşüktür. Bununla beraber, veganlıktan bağımsız olarak, demir eksikliği anemisi dünyada en çok görülen beslenme yetersizliğidir.

3.5. Yağlar ve Yağ Asitleri (Omega-3 ve Omega-6)

Bir yetişkinin günlük kalorisinin yaklaşık %20’sini yağlar oluşturur. Yağları oluşturan ise yağ asitleridir. Bunlar doymuş yağ asitleri ve doymamış yağ asitleri olarak ikiye ayrılır. Tereyağı, kuyruk yağı, margarin gibi hayvansal yağlarda doymuş yağ asidi çok fazladır. Fakat bu yağlar kandaki kötü kolesterolün (LDL) temizlenmesini engelledikleri için damarda birikinti oluşması sonucu damar tıkanıklığına yol açabilir. Ayrıca kandaki yağ ve LDL oranını yükselttikleri için diyabet riskini de artırırlar. Vücutta sentezlenebilen doymuş yağ asitlerinin dışarıdan alınması elzem değildir. Bu yağ asitleri bir insanın aldığı toplam kalorinin %7’sini geçmemelidir.

Doymamış yağ asitleri tekli doymamış yağ asitleri (TDYA) ve çoklu doymamış yağ asitleri (ÇDYA) olarak ikiye ayrılır. Institute of Medicine of the National Academies’in yaptığı araştırmalara göre TDYA’nın vücuda bilinen bireysel bir yararı yoktur. Bununla birlikte, beslenmede doymuş yağların yerine geçtiklerinde kötü kolesterol oranının düşmesini sağlarlar. Çoklu doymamış yağ asitleri ise omega-3 ile omega-6 olarak ikiye ayrılır ve vücudun ihtiyaç duyduğu ancak kendi üretemediği linoleik (omega-6) ve alfa-linoleik (omega-3) asitleri içlerinde barındırır. Bu yağ asitleri çoğunlukla bitkiseldir.

Omega-3 bakımından zengin bitkisel yağlar ve gıdalar: Keten tohumu ve keten tohumu yağı, ceviz ve ceviz yağı, kanola yağı, soya fasulyesi ve yağı, badem ve badem yağı, yeşil yapraklı bitkiler…

Omega-6 bakımından zengin bitkisel yağlar: mısırözü yağı, ayçiçek yağı, susam yağı, soya yağı…

Vegan beslenme ve sağlık ile ilgili konuyu özetleyecek olursak;

–       Vegan beslenme karbonhidrat açısından zengin bir diyet olduğu için bedendeki enerji oranı yüksektir, bu da özellikle kasların korunmasına yardımcı olur.

–       Bitkisel beslenmek lif açısından zengin besinler tüketmek demektir, sindirim ve boşaltım sistemlerinin düzgün çalışmak için ihtiyaç duydukları şey de budur.

–       Vegan beslenme yalnızca hayvansal kaynaklı olduğuna inanılan tüm bu besin öğelerini içerir. Bunun yanı sıra dengeli bir bitkisel beslenmeyi benimsemiş olan veganlar hayvansal ürün tüketmedikleri için örneğin doymuş yağlar yüzünden tıkanan damarlara maruz kalmazlar.

3.6. Yogada beslenme (11)

Yoga pratiğinde de beslenmenin etkisi büyüktür. Farklı besinler beynin farklı bölgelerinde farklı etkiler yaratır. Örneğin meditasyon öncesi yenen bir yemeğin hafif ama besleyici olması gerekir, zira ağır ve hazmı zor gıdalar zihni odaklamayı zorlaştıracaktır. Beslenmeye dair Ayuverdik bakış açısı yediğimiz her şeyin bizi iyileştirme veya bize zarar verme potansiyeline sahip olduğunu savunur. Buna göre gıda, iştah ve arzuyla yönlendirilen hazdan çok daha fazlasıdır. Gıdanın amacı bedeni temizlemek, canlandırmak, yenilemek ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmektir. Geleneksel bir yogik beslenme, çevreye en az zararı verecek şekilde bitkisel temellidir.

“Ne yiyorsan osun.” Bu, yogiler tarafından da yaygın olarak kullanılan bir deyiştir. Swami Sivananda, “Beslenmenin zihinle yakın bir bağı” olduğunu söylemiştir. Bedeni ve zihni temizleyen gıdalara sattvic denir. Sattvic besinler ağırlıklı olarak taze meyve ve sebzeler, baklagiller, tahıllar gibi bitkisel gıdaları kapsar. İnek sütü, peynir ve bal gibi hayvansal gıdalar da sattvic gıdalar kategorisine girer. Bununla birlikte, Patanjali’nin veya Sivananda’nın günümüz endüstriyel hayvancılığıyla karşı karşıya kalıp vejetaryenlikle yetineceğinden şüpheliyim.

Besinin “saflığına” Chhandogya Upanishad’da da değinilir: “Saf beslenme bedenin saf olmasını sağlar. O saflık geleneksel öğretilerin kuvvetle yerleşmesine neden olur. Geleneksel öğretiler öğrenildiğinde tüm bağlardan kurtulunur.” (Chhandogya Upanishad, Yedinci Adhyaya,  Yirmi Altıncı Khanda).

4. DOĞADAKİ AYAK İZLERİMİZ (12)

Tarih, hatta tarih öncesi dönemden bu yana insan hangi topraklardan geçse oradaki fauna hızla yok olmuştur. Bir tarih profesörü ve Türkiye dahil birçok ülkede satış rekorları kıran Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi adlı kitabın yazarı Yuval Noah Harari “Sapiens yerleşiminin hayvan krallığının başına gelmiş en büyük ve en hızlı felaketlerden biri” olduğunu belirtir. Tarım Devrimi öncesinde “dünyada 50 kilogramdan büyük 200 civarında büyük kara memelisi” yaşarken, devrim sonrası bu sayı 100’e düşmüştür. Sanayi Devrimi’yle beraber gelen endüstriyel faaliyetler ise hayvanların geleceğinin hiç de iç açıcı olmadığını günümüzde de göstermektedir. Buna tek istisna ise muhtemelen çiftlik hayvanlarıdır.

Homo sapiens İ.Ö. 10.000 civarında yerleşik düzene geçerek Tarım Devrimi’ni gerçekleştirdiğinden bu yana sayısı her geçen gün artan hayvan türleri yalnızca insan ve çiftlik hayvanlarıdır. Birleşmiş Milletler’in bulgularına göre insan nüfusu yılda yaklaşık %1,2’lik bir artış göstermektedir. Çiftlik hayvanlarınınki ise yılda %2,4’e dayanmıştır. Bu artışın en büyük sorumlusu endüstriyel hayvancılıktır. Çiftlik hayvanı üretiminin en hızlı gerçekleştirildiği yerler BM’nin Toplu Hayvan Besleme İşletmeleri (CAFO, Concentrated Animal Feeding Operations) olarak adlandırdığı fabrika tipi çiftliklerdir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün bulguları, hayvancılık sektöründeki büyümenin %80’inin bu endüstriyel üretim sistemlerinden kaynaklandığı yönündedir. Tarım hayvanlarının sayısındaki bu anormal artışla beraber gübre atığı oranı yükselmekte, aşırı su kullanılmakta, doğal araziler hayvancılık uğruna işgal edilmekte, insan ve hayvan hastalıkları artmakta, biyolojik çeşitlilik giderek azalmaktadır.

Son yıllarda bilimsel makalelerde, basında ve sosyal medyada hayvansal gıda tüketiminin çevresel zararlarından çok daha sık söz edilmekte, insanlar hayvansal ürün tüketimi konusunda uyarılmaktadır. 1974’te kurulan bağımsız araştırma şirketi Worldwatch Institute’un internet sitesinde yer alan bir makalede et yemenin gezegendeki herkes için bir sorun haline gelmeye başladığı ifade edilmiştir.

4.1. Yoga ve Ekoloji (13)

Yaşadığımız dünyada bugün “medeniyet” adı altında toplanan koşullar çevresel sürdürülebilirlik adına en kötü koşullardır. Tüm canlıların yaşamını kökünden baltalayan gerek sosyal gerek çevresel birçok sömürü teşvik edilmektedir. Birçok kültür dünyanın uzun vadede karşı karşıya kalacağı büyük yıkımları göz ardı etmekte ve kısa süreli çıkarlara odaklanmaktadır.

Yoganın dört yolundan biri olan Karma Yoga, kişinin egodan vaz geçerek Dharma’nın yani “yaşamı ve evreni mümkün kılan düzen”in yolunda ilerlemesi ve doğru olanı yapması yönünde bir anlayıştır. Dolayısıyla kişi eylemlerinden sorumludur ve bunların sonuçlarını kabul etmek durumunda kalacaktır.

Yoga Sanskrit dilinde “bağlamak”, “birleştirmek” anlamlarını karşılayan bir kelimedir. Buradan yola çıkarak bir yogi doğayla uyum içerisinde yaşamaya gayret eder. Bu gayret öncelikle diğer canlılara zarar vermemekten geçer çünkü yogi kendini etrafını saran dünyanın bir parçası olarak görür. Başka bir canlıya zarar vermek, kendine zarar vermektir.

SONUÇ

Hayvanlar insan türünün evrim sürecinin en büyük kurbanlarıdır. İnsan, kendi türünü başka bir türden üstün gördüğü için ona acı çektirmeyi kendine bir hak olarak gören yegâne canlıdır. Tarih boyunca kendi türünün farklı gruplarına bile zulüm uygulamış, hatta bu zulmü yasalaştırmış, içerisinde kendini kaybettiği üstünlük yanılgısı uğruna soykırımlar gerçekleştirmiştir.

Veganlık, hissedebilir tüm canlıların özgür yaşama hakkını savunan bir felsefedir. Hangi alanda olursa olsun (politik, ahlaki, bilimsel, vs.) yapılan bireysel seçimlerin etkilerinin bireysellikten çok uzak olduğu bilinci de yine bu anlayışta hâkimdir. Nitekim bunun kanıtları günlük hayatımızda sıklıkla karşımıza çıkar.

Yoga, insanın kendine ve çevresine dair çarpık bakışını, egosunu, yaşamdaki yerine dair cehaletini aşmasına yardımcı olan bir pratikler bütünüdür. Bu bağlamda bir veganın sağlığına, çevresine, diğer canlıların yaşamına verdiği önem yogik bir yaşam tarzıyla paralel gider.

KAYNAKÇA

(1) B.K.S. Iyengar, Light on Yoga, HarperCollins Publishers India, 2005.

(2) https://www.vegansociety.com/go-vegan/definition-veganism

(3) Alıntı: Amy Lanou Ph.D., Physicians Committee for Responsible Medicine, Washington D.C., kaynak: Wikipedia

(4) Richard D. Ryder, “Speciesism Again: the original leaflet”, Critical Society, Issue 2, Spring 2010.

(5) Sri Swami Satchidananda, The Yoga Sutras of Patanjali: Commentary on the Raja Yoga Sutras, Integral Yoga Publications, 2012.

(6) http://www.huffingtonpost.com/dr-terri-kennedy/being-yoga_b_1853174.html

(7) Hüseyin Göger ve İsmail Durmuş, “Östrojen Seviyesinden Yararlanarak Yumurtadan Çıkmadan Önce Civcivlerde Cinsiyetin Belirlenmesi”, Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Dergisi, Cilt 6 Sayı 1 Makale 12, 2005 (http://arastirma.tarim.gov.tr/tavukculuk/Menu/25/Cilt-6-Sayi-1-_2005_); http://www.tarim.gov.tr/HAYGEM/Menu/8/Kanatli-Yetistiriciligi (Yumurta Tavukçuluğu).

(8) Armstrong, D. and R. Doll (1975). “Environmental factors and cancer incidence and mortality in different countries, with special reference to dietary practices.” Int. J. Cancer 15: 617-631; Craig, WJ. “Health effects of vegan diets.” Am J Clin Nutr. 2009; 89(5): 1627S-1633S; Institute of Medecine of the National Academies, ed. Jennifer J. Otten, Jennifer Pitzi Hellwig, Linda D. Meyers,Dietary Reference Intakes, The Essential Guide to Nutrient Requirements, The National Academy Press, 2006; Debra Wasserman ve Reed Mangels, Ph.D, R.D., Simply Vegan, The Vegeterian Resource Group, 2012

Dr. Murat Kınıkoğlu, Vegan Beslenme, Oğlak Yayınları, 2015

(9) http://beslenme.gov.tr/index.php?page=68

(10) http://www.worldwatch.org/rising-number-farm-animals-poses-environmental-and-public-health-risks-0

(11) http://sivanandaonline.org/public_html/?cmd=displaysection&section_id=437; http://www.onegreenplanet.org/lifestyle/the-yoga-and-diet-connection/; http://www.veganconsultant.com/2011/10/what-every-vegan-should-know-about-yoga/

(12) Yuval Noah Harari, İnsanlardan Tanrılara: Sapiens, İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi, Kolektif Kitap, İstanbul, 2015; http://www.worldwatch.org/node/549; http://science.time.com/2013/12/16/the-triple-whopper-environmental-impact-of-global-meat-production/; http://www.theguardian.com/environment/2014/jul/21/giving-up-beef-reduce-carbon-footprint-more-than-cars

(13) https://vedanet.com/2012/06/13/yoga-and-ecology/; http://yogachicago.com/2014/03/what-can-yoga-contribute-to-the-environmental-movement/

NOT: Kullanılan kaynakların çevirileri bana aittir.

[1] http://www.dha.com.tr/erkek-civcivleri-boguyorlar_498858.html Bu firmadaki uygulama tavukçuluk sektöründeki uygulamalara yalnızca bir örnektir.

YOGA VE VEGANLIK: Mükemmel Çift / Nazlı Ceyhan Sümter
2 (40%) 2 votes

SİZ DE FİKİLERİNİZİ PAYLAŞABİLİRSİNİZ.